Nis 01

Heidi Kitap Özeti Heidi

HEİDİ KİTAP ÖZETİ KISA |  görsel 1

 Heidi Kitap Özeti Heidi

Kitabın Adı:Heidi Kitabın Yazarı: Johanna Spyri Sayfa Sayısı:85

Kitabın Konusu:

Heidi’nin dedesine bırakıldıktan sonra Alp dağlarındaki hayatı ve şehirdeki Clara ile olan arkadaşlığı insanlara verdiği sevgi ve bunun sonucunda meydana gelen olaylar Heidi’nin şehir yaşamındaki çektiği zorluklar ve ailesine duyduğu özlem neticesinde geçen olaylar konu edilmiştir.
Kitabın Özeti:

Küçük Heidi annesini ve babasını küçük yaşta kaybeder. Teyzesi Heidi’ye sekiz yaşına kadar bakar. Bundan sonra küçük kıza büyük babası bakacaktır. Büyük baba görünüşte aksi bir adamdır. Alp dağlarındaki kulübesinde yalnız yaşamaktadır. Heidi’nin gelişi ile her şey çok daha eğlenceli ve güzeldir. Heidi dağlarda küçük çoban Peter ve keçileriyle mutlu günler geçirir. Peder’le ve Peder’in gözleri kör olan büyük annesiyle güzel arkadaşlıklar yapan Heidi büyükannenin gözlerinin kör olmasına çok üzülür. 8 yaşına geldiğinde okula gitmesi gereken Heidi’yi dedesi göndermek istemez. Bir gün teyzesi çıkagelir. Heidi’yi Frankfurt’a götürmek niyetindedir. Zengin bir ailenin ayakları tutmayan kızıyla arkadaşlık yapmasını ister ve Heidi’yi götürür. Heidi Frankfurt’a gider, burada evin kızı olan Clara ile arkadaşlık eder ama Clara’ya sürekli Alp dağlarından, dedesinden Peder’den ve Peder’in büyükannesinden ayrı kalmanın zorluğundan, onlara duyduğu özlemden söz etmektedir. Heidi’nin özlemi doruğa ulaşmıştır, hatta rüyalarına girmektedir. Bir gün uyurgezer olarak gece Heidi’yi kapıda gören Bay Seseman onu Alp dağlarındaki dedesinin yanına götürür. Heidi kavuşmanın sevinci içersindedir. Ancak şehirde bıraktığı arkadaşı Clara yalnız kalmış, Heidi’yi çok özlemiştir. Ayakları tutmayan Clara sonunda Heidi’nin ziyaretine gelir, Clara Heidi’nin dünyaya bakış açısından, yaşam sevincinden ve insanlara olan sevgisinden etkilenerek, güç alır ve yürümeye başlar. Birlikte olmak onlara yaşamak için güç vermektedir. Anafikir: Heidi’nin yaşam dolu olması ve sevgisiyle insanları aydınlatması, yaşama döndürmesi ama onu yurdundan koparınca dalından kopartılmış bir çiçeğe dönüp, solması “bülbülü altın kafese koymuşlar, yine vatanım” demesi misali… çocukları yaşama sevinci buldukları yerden koparmamalıyız.
Kitabın Kahramanları: Heidi: Kitabın başkahramanı Dete : Heidi’nin teyzesi. Peder: Çoban ve Hedi’nin arkadaşı Klara: Frankfurt’ta yaşayan sakat bir kız, Heidi’nin arkadaşı Bay Seseman: Frankfurt’taki evin beyi Rotenmaier: Evin yardımcı hanımı Sebastian: Evin uşağı

Kitapta kiDiğer Kişiler:

Büyükanne, büyük hanım, Büyükbabası ve doktordur. Kitabın Yorumu: Hayvan sevgisi, doğa sevgisi, duanın önemi, Allah inancı, ziyarete giderken hediye götürmek, doğruluktan asla vazgeçmemek, büyüklere saygı , arkadaşlık ve yardımlaşma yazarın değerlerini oluşturmaktadır

Bu yazının kalıcı bağlantısı http://ingilizcebook.com/heidi-kitap-ozeti-heidi.html

Nis 01

Bremen Mızıkacıları Bremen Çalgıcıları Masalı

Bremen Mızıkacıları Bremen Çalgıcıları Masalı

BREMEN MIZIKACILARI BREMEN ÇALGICILARI MASALI |  görsel 1

 Bremen Mızıkacıları Bremen Çalgıcıları Masalı
YAZAR: Grimm Kardeşler

Vaktiyle bir adamın bir eşeği varmış. Bu eşek çuvalları bıkmadan usanmadan yıllarca değirmene un götürürmüş. Fakat artık gücü kalmamış, işe yaramaz bir duruma düşmüş. Sahibi onu boş yere beslemek istemiyormuş. Eşek de işlerin yolunda olmadığını sezmiş, başını alıp çıkmış, Bremen yolunu tutmuş. Orada kent çalgıcısı olabileceğini sanıyormuş.
Eşek böylece az gitmiş, uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş; yolda boylu boyunca yatan bir av köpeğiyle karşılaşmış. Hayvan, koşmaktan yorulmuş köpekler gibi soluyup duruyormuş. Eşek sormuş: – Ne soluyup duruyorsun böyle bakayım, bekçi baba?
Köpek: – Sorma, demiş, yaşlandım. Günden güne güçten düşüyorum. Avda koşamıyorum diye sahibim beni öldürmek istedi… Ben de kaçıp kurtuldum. Bundan sonra karnımı nasıl doyuracağım bilmem!
Eşek: – Sana bir şey söyleyeyim mi, demiş, ben Bremen’e gidiyorum… Kent çalgıcısı olacağım… Benimle gel, sen de bandoya gir! Ben lavta çalarım, sen de davul… Bu öneri köpeğin hoşuna gitmiş. İkisi birlikte yola çıkmışlar. Aradan uzun zaman geçmemiş. Yolun kıyısında bir kedi görmüşler. kedinin suratından düşen bin parça oluyormuş.
Eşek: – Ne o? İşin sarpa mı sardı yoksa, yaşlı palabıyık? demiş. – İnsanın başında ateşler yanarken nasıl neşeli olur? Artık yaşım ilerledi. Dişlerim kütleşti… Farelerin peşinde koşacağıma sobanın arkasında oturup pinekliyorum. Bu yüzden hanımım beni suya atıp boğmak istedi. Ben kaçıp kurtuldum ama son pişmanlığın yararı olmuyor. Şimdi nereye gideyim? – Bizimle birlikte gel. Müzikten anladığın bilinir. Oraya varınca kent mızıkacısı olursun! Kedi bu sözü hoş karşılamış, onlarla birlikte yola çıkmış.
Bu üç yurt kaçağı bir çiftliğin önünden geçerken selamlık kapısının üstünde cıyak cıyak öten bir horoz görmüşler; eşek: – Sesin insanın iliğine kemiğine işliyor… Neyin var kuzum? demiş. Horoz: – Havanın güzel olacağını haber verdim. Bugün bizim sevgili hanımımızın günüdür. “Kristkind”ciğin gömleğini yıkamıştı. Onu kurutmak istiyor. Ama yarın pazar, konuklar gelecek. Onun için hanım hiç acımadan aşçı kadına söyledi. Yarın benim çorbamı yiyecekmiş. Nasıl olsa bu akşam kellem uçacak. Bari ben de gırtlağım yırtılıncaya kadar bağırayım dedim.
Eşek: – Zavallı albaş, demiş, öyleyse bizimle gel daha iyi. Biz Bremen’e gidiyoruz. Nerede olsan ölümden daha iyisini bulabilirsin. Sesin güzel… Hepimiz bir arada şarkı söylersek hoş bir şey olacak kesin. Horoz bu öneriyi beğenmiş. Dördü birlikte yola çıkmışlar. Bunlar bir günde Bremen’e varamamışlar. Akşam olunca bir ormana gelmişler; burada geceleyelim demişler. Eşekle köpek büyük bir ağacın altına uzanmışlar. Kediyle horoz da dallara çıkmışlar, ama horoz en tepedeki dalları daha güvenli bulmuş, oraya uçup tünemiş. Horoz uykuya dalmadan önce bir kez daha çevresine bakınmış. Uzakta küçük bir ışık görür gibi olmuş, arkadaşlarına seslenmiş: “Işık görünüyor, yakınlarda bir ev olsa gerek!” demiş.
Eşek: – Öyleyse kalkalım, hemen oraya gidelim. Burada rahat edilmiyor demiş. Köpek orada birkaç parça kemik, biraz et bulursa pek hoşuna gideceğini düşünmüş. Bunun üzerine ışığın bulunduğu yana doğru yola koyulmuşlar. Yaklaştıkça ışığın parıltısı artmış. Sonunda haydutların barındığı eve gelmişler. İçlerinde en irisi eşek olduğu için pencereye o yaklaşmış, içeriye bakmış. Horoz sormuş: – Neler görüyorsun, babacan?
Eşek: – Neler mi görüyorum? demiş. Kurulmuş bir sofra… Üstünde her türlü yiyeek, içecek var… Haydutlar oturmuş, keyif çatıyorlar.
Horoz: – Tam bize göre bir iş, demiş.
Eşek: – Ah sorma kardeş demiş, şu sofranın başında biz olsak ne olurdu sanki? Haydutları buradan nasıl kaçıralım? diye her kafadan bir ses çıkmış. Sonunda bir çare bulmuşlar: Eşek ön ayaklarını kaldırıp pencereye dayayacak. Köpek eşeğin sırtına çıkacak. Kedi köpeğin üstüne tırmanacak. Horoz da uçacak, köpeğin tepesine konacak! Dedikleri gibi yapmışlar. Sonra biri işaret verince hep bir ağızdan şarkı söylemeye başlamışlar: Eşek anırmış, köpek havlamış, kedi miyavlamış, horoz da ötmüş. Sonra şangur şungur pencereden içeri dalıvermişler!
Haydutlar bu korkunç bağırışmayı duyunca oldukları yerde havaya fırlamışlar. İçeriye herhalde bir hortlak girdi sanmışlar. Evden çıkıp ormana doğru kaçmaya başlamışlar. O zaman dört ahbap sofranın başına kurulmuşlar, haydutların artıklarına saldırmışlar. Sanki kırk yıldan beri açmış gibi, yemekleri atıştırmışlar.
Dört çalgıcı işlerini bitirine ışığı söndürmüşler. Herkes kendi keyfine göre rahat edebileceği bir yer aramış: Eşek gübrelerin üzerine uzanmış, köpek kapı arkasına, kedi ocakta sıcak külün yanına, horoz da bir tüneğin üstüne…

Yol yorgunu oldukları için az sonra da hepsi uykuya dalmış. Vakit gece yarısını geçmiş. Haydutlar uzaktan bakmışlar, artık evde ışık yanmıyor, her yan da sessiz. Elebaşıları: – Boş yere mantara basmamalıydık ama oldu! demiş.
İçlerinden birini oraya yollamış, eve baktırmış. Gönderilen adam her yanı sessiz bulmuş, mutfağa girmiş. Lamba yakmak istemiş. Kedinin parıldayan gözlerini yanık ateş sanmış, kükürtlü bir çöp almış, bunu ateşte tutuşturmak istemiş. Ama kedi şakadan anlar mı? Hemen adamın suratına atılmış, tırmık içinde bırakmış. Haydudun korkudan ödü patlamış, arka kapıdan fırlayıp kaçmak istemiş ama oracıkta yatan köpek üstüne saldırmış, bacağını ısırmış. Adam avludan, gübrelere basıp kaçarken eşek de arka bacaklarıyla hatırı sayılır bir çifte savurmuş. Bu gürültülere uyanan horoz da: – Ö ö rö ö… diye avazı çıktığı kadar ötmeye başlamış.

Haydut alabildiğine koşarak soluk soluğa elebaşının yanına gelmiş: – Sormayın demiş, evde korkunç bir cadı oturuyor. Suratıma doğru tısladı, uzun tırnaklarıyla yüzümü gözümü tırmaladı. Kapının önünde bir herif duruyor. Elinde bir kama var. Bacağıma sapladı. Avluda bir karakoncoloz yatıyor. Beni meşe sopasıyla patakladı. Damda da yargıç oturuyor: “Getirin şu keratayı bana!” diye bar bar bağırıyordu. Zor kaçıp kurtuldum ellerinden…
O günden sonra haydutlar bir daha eve girme gözüpekliğini gösterememişler ama burası dört Bremen çalgıcısının pek hoşuna gitmiş. Artık buradan çıkıp gitmek istememişler.

Bu yazının kalıcı bağlantısı http://ingilizcebook.com/bremen-mizikacilari-bremen-calgicilari-masali.html

Nis 01

Fareli Köyün Kavalcısı Masalı Çocuklara Masal

Fareli Köyün Kavalcısı Masalı Çocuklara Masal

FARELİ KÖYÜN KAVALCISI MASALI MASAL |  görsel 1

Bir varmış, bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur zaman içinde develer tellalken, pireler berberken, ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallarken; ülkenin birinde bir köy varmış. Halkı mutluluk içinde yaşarmış. Günlerden bir gün köyün bütün evlerine fareler dolmuş. Binlerce fare köyün sokaklarında, evlerde dolaşıyorlarmış. Yatak odasına gitseler, mutfağa girseler farelerden geçilmiyormuş. Ne bulurlarsa yiyorlarmış. Halk ne yapacağını şaşırıp kalmış. Köy muhtarından bu işe bir çare bulmasını istemişler. Muhtarın da elinden bir şey gelmiyormuş. Böylece köyün adına fareli köy denmiş. Fareli köyün çocukları da, bu pis yaratıklarda bıkmışlar.

Bir gün fareli köye bir çalgıcı gelmiş. Muhtara: “Eğer bana bir kese altın verirseniz, köyü farelerden temizlerim.” demiş. Bütün köy halkı bu habere sevinmişler. Aralarında hemen çalgıcının istediği bir kese altını toparlamışlar ve muhtara teslim etmişler. Halkın tek istediği bu farelerden kurtulmakmış.

Çalgıcı isteğinin kabul edildiğini öğrenince başlamış kavalını çalmaya. Kavaldan öyle tatlı, öyle güzel sesler çıkıyormuş ki, fareler saklandıkları yerlerden akın akın çıkarak çalgıcının yanına geliyorlarmış. Kısa bir sürede çalgıcının etrafı binlerce fare ile dolmuş. Köydeki bütün farelerin çalgıcının etrafında toplandığı sırada çalgıcı yürümeye başlamış. Köye gelirken gördüğü dereye doğru yürümüşler. Çalgıcı önde kavalını üflüyor, fareler peşinden geliyormuş. Çalgıcı dere kenarına gelince suyun içine yürümüş. Derede o kadar çok su varmış ki ama çalgıcı karşı kıyıya geçmiş. Farelerde peşinden gelmek isteyince dereye düşen fare suda boğulup ölmüş. Bütün fareler ölünceye kadar çalgıcı kavalını öttürmeye devam etmiş. Çalgıcı bütün farelerin öldüğünü görünce ödülü olan bir kese altını almak için hemen köye geri dönmüş.

Fareleri yok eden başarısından sevinç duyduğu için, emin adımlarla yürüyormuş. Sonunda köye varınca: “Bir kese altınımı alırım. Bu altınlarla şehre gider, işimi kurarım. Bende zengin insanlar arasına katılır ve rahat yaşamaya başlarım” diye düşünmüş. Bu düşüncelerle muhtarın yanına varan çalgıcı muhtardan ödülünü istemiş. Muhtar oyun bozanlık yapmış. “Nasıl olsa farelerden kurtulduk, bir kese altını vermesem olur” diye düşünmüş. Çalgıcıya çeşitli nedenler göstererek altınlarını vermemiş.Çalgıcı kandırıldığını anlayınca: “Ben size bir oyun oynayayım da görün” demiş. Başlamış kavalını çalmaya. Kavalın sesini duyan bütün çoçuklar çalgıcının yanına koşmuş. Çalgıcıda hem kavalını üflüyor, hemde yürümeye başlamış. Köyün bütün çocukları da kavalcının peşinden gitmişler. Köyde hiç çocuk kalmamış. Analar babalar kara kara düşünmeye başlamışlar.Köylüler muhtara gidip: “Ne yapacağız, ne edeceğiz. Sen çalgıcının hakkı olan bir kese altını vermeliydin. Bak şimdi çocuklarımızı aldı götürdü” demişler. Kavalcı kızgın kızgın, peşinde çocuklarla birlikte ormana varmışlar. Ormanda bir ağacın altında dinlenirken aklına tekrar muhtara gitmek altınlarını bir daha istemek gelmiş. O sırada telaşla yerinden kalkınca kavalını almayı unutmuş. Sihirli kavalı bulan bir çocuk, arkadaşlarının yanına gelmesi için başlamış çalmaya. Kavalın sesini duyan çocuklar hemen ormanda toplanmışlar. Hemen köye, annelerinin babalarının yanına dönmeyi düşünmüşler. Kavalı bulan çocuk köyün yolunu biliyormuş. Kavalı çalan çoçuk önde diğerleri arkasında köye geri dönmüşler. Anneleri, babaları çok sevinmişler. Şenlikler düzenlemişler. Kırk gün kırk gece bayram etmişler.

Tabi bu sırada da köylüler muhtarı azarlamışlar. Çalgıcının hakkını vermesini söylemişler. Hakkını alan çalgıcıda hayallerini gerçekleştirmek için köyden ayrılmış. Onlar ermiş muradına, biz gidelim diğer masalları okumaya.

Bu yazının kalıcı bağlantısı http://ingilizcebook.com/fareli-koyun-kavalcisi-masali-cocuklara-masal.html

Nis 01

Kibritçi Kız Masalı Çocuklara Masal

Kibritçi Kız Masalı Çocuklara Masal

 

kibritci-kiz-masali

 

Bir yılbaşı gecesiydi. Dondurucu, kavurucu bir soğuk vardı. Yoldan geçenler paltolarının yakasını kaldırmışlar, atkılarına bürünmüşler, hızlı hızlı yürüyorlardı. Kimi evine geç kalmış, acele ediyor, kimi bir eğlence yerine gidiyordu. Çocuklar koşuyorlar, birbirlerine kartopu atıyorlardı. Gecenin zevkini en çok onlar çıkarıyorlardı. Kahkahalarla gülüyorlar, sevinçle haykırıyorlardı. Yalnız bir çocuk vardı ki gelip geçenler onun farkında değillerdi. Ufak bir kız çoçuğu. Başı açık, elbisesi yama içinde, yoksul bir kızcağız. Bir kapının önüne büzülmüş, çıplak ayaklarını altına almıştı. Soğuktan morarmış tir tir titriyordu. Üzerinde oturduğu taş basamakta buz gibiydi.
Yavrucağız da sanki donmuş, bir buz parçası kesilmişti. Geniş bir mukavva kutunun içine sıralanmış kibrit kutularına bakarken gözleri yaşarıyordu. Evet, bu bir kibritçi kızdı. O gün bir tek kutu kibrit bile satamamıştı. Satsa, bir kaç kuruş para kazansa, kalkıp evine gider, annesiyle birlikte hiç olmazsa bir kase sıcak çorba içerdi. Gidemiyordu, çünkü o gün hiç kibrit satamadığını annesine söylemekten çekiniyordu. Soğuktan, üzüntüsünden titreyen kısık,incecik sesiyle “Kibrit var, kibrit”diye bağırıyordu. Sokaktan geçenlerin hiçbiri başını çevirip bakmıyordu… Ah hiç olmazsa ayaklarında terlikleri olsaydı! Biraz önce, sokak sokak dolaşırken, hızla geçen bir arabanın önünden kaçmış, kaçarken terlikleri ayağından fırlamıştı. Karşı kaldırıma geçtikten sonra, dönüp bakmış hınzır bir çocuğun terlikleri kapıp kaçtığını görmüştü. Arkasından seslenmişti ama, çocuk alaylı alaylı seslenerek koşa koşa uzaklaşmıştı.
Kibritçi kız bunun üzerine bir kapının girintisine sığınmış, oracığa kıvrılıp oturmuştu. Parmakları donmuş, sızlamaya başlamıştı. Kızcağız bu acıya dayanamadı, kutulardan birini açıp bir kibrit çıkardı. Parmakları uyuşmuştu, kibrit çöpünü elinde güçlükle tutuyordu. Eli titreye titreye çöpü duvara sürttü. Kibrit birden alev aldı; tatlı, yumuşacık, turuncu bir alev.
Zavallı kız, kibriti bir elinden öbür eline geçirerek, parmaklarını ısıttı. İçi de ısınmıştı. Sanki gürül gürül yanan bir ocağın karşısındaydı. Gözleri aleve dikilmiş, düşlere dalmıştı: Güzel bir odada, büyük bir ocağın karşısında oturuyordu. Arkasında kalın bir yünlü hırka, ayaklarında kürklü terlikler vardı. Isınmış, terlemeye bile başlamıştı… Derken kibrit sönüverdi. Kibritin sönmesiyle, o tatlı düşlerde sona ermişti. Kızcağızın parmakları yeniden donmaya, sızlamaya başlamıştı. Bir kibrit daha yaktı. Bu sırada soğuk bir rüzgar esti. Kız kibrit sönmesin diye, duvardan yana döndü. Öbür elini aleve siper etti. Aleve bakarken, karşısındaki duvar sanki eridi, birden açıldı, içerisi göründü. İçeride geniş bir oda vardı. Kar gibi bembeyaz örtü yayılmış bir masanın üzerine tabak tabak yiyecekler dizilmişti. Sofrada gümüş şamdanlar yanıyor, odayı gündüz gibi aydınlatıyordu. Kızcağız’ın gözleri sofranın ortasında, büyük bir tabağa konulmuş, nar gibi kıpkırmızı kaz kızartmasına dikilmişti. Ağzı sulandı. Elini oraya doğru uzattı. Kibrit yana yana sonuna gelmişti, parmağını yakıyordu. Kızcağız çöpü yere atıverdi. Atmasıyla birlikte, yılbaşı sofrası siliniverdi, gözlerinin önüne taş duvar yeniden dikildi.
Üçüncü kibrit daha fazla düşler yarattı:Bir yaz gecesi…Kibritçi Kız kırda bir ağacın altına oturmuş, yıldızlara bakıyor. Gece olduğu halde hava sıcak. Altındaki toprak, gündüz güneşten ısınmış, fırın gibi yanıyor… Küçük kız gözlerini yıldızlardan ayıramıyordu. Uzaktan uzağa gece kuşları ötüyor, kurbağalar bağrışıyordu. Derken bir yıldız kaydı, gökyüzüne geniş bir yay çizerek uzaklaştı, söndü. Kızcağız: ‘işte, biri daha öldü’ diye mırıldandı. Bir gün, ninesi söylemişti: Her yıldız düştükçe yeryüzünden biri ölürmüş… Ninesini bir daha görebilmek için bir kibrit daha çaktı. Soğuktan kaskatı kesilmiş, beyni durmuştu. O şimdi sokak ortasında olduğunu unutmuş, düşler dünyasına dalmıştı. Kibritin alevinde yine ninesini görüyor, onun sesini işitir gibi oluyordu. İşte ninesi geliyordu. Lapa lapa yağan karların arasından bir melek gibi iniyordu… Geldi, geldi…Kollarını açtı, torununu kucakladı, aldı göklere doğru götürdü… Ertesi sabah, yoldan geçenler, bir evin basamağında donmuş kalmış kızcağızın ölüsünü buldular. Yanı başında bir sürü boş kibrit kutusu vardı.
-Zavallı kız ısınmak için bütün kibritlerini yakmış dediler… Bu kibritlerin alevinde onun ne düşler gördüğünü bilemezlerdi ki.
Yazan:Hans C. Andersen,

Bu yazının kalıcı bağlantısı http://ingilizcebook.com/kibritci-kiz-masali-cocuklara-masal.html

Nis 01

Kül Kedisi Masalı Çoçuklara Masal

KÜLKEDİSİ MASALI OKUMA |  görsel 1 

Kül Kedisi Masalı Çoçuklara Masal

Bir zamanlar güzeller güzeli bir kız varmış. Annesi ölünce babası yeniden evlenmiş. Üvey annesi de ilk evliliğinden olan iki kızıyla birlikte gelip eve yerleşmiş. Bu iki kız, yeni kız kardeşlerinden hiç hoşlanmamış. Odasında ne var ne yoksa tavan arasına fırlatıp atmışlar. Ona bir kardeş gibi davranmak şöyle dursun, bütün ev işlerini üzerine yıkmışlar. Ev işleri bittikten sonra bile kızın onlarla oturmasına izin verilmiyormuş. Akşamları, mutfakta, sönmekte olan ocağın önünde duruyormuş tek başına, ellerini küllere doğru tutup ısınmaya çalışarak. Bu yüzden üvey kız kardeşleri ona “Külkedisi” adını takmışla.

Bir gün iki kız kardeşe sarayda verilecek bir balo için davetiye gelmiş. İkisi de heyecandan deliye dönmüşler. Herkes Prens’in evlenmek istediğini biliyormuş. ‘Bakarsın ikimizden birini seçer, belli mi olur?’ diye düşünmüşler. İki kız kardeş de kendilerini mümkün olduğunca güzelleştirmek için hemen kolları sıvamışlar. Fakat maalesef bu biraz zormuş, çünkü Külkedisi’nin aksine bayağı çirkinmiş her ikisi de! Balo akşamı, üvey kardeşleri gittikten sonra Külkedisi mutfakta oturmuş ve içn için ağlamaya başlamış. “Neyin var, neden ağlıyorsun Külkedisi?” diye sormuş bir kadın sesi.

“Ben de baloya gitmek istiyordum,” demiş hıçkırarak Külkedisi. “Gideceksin öyleyse,” demiş ses. Külkedisi duyduğu sese doğru dönüp bakmış, şaşkınlıktan donakalmış. Güzel bir kadın duruyormuş yanı başında. “Ben senin peri annenim,” demiş kadın. “Şimdi kaybedecek zamanımız yok! Bana bir balkabağı getir hemen!” Külkedisi bir balkabağı getirmiş. Peri annesi sihirli değneğiyle dokununca, balkabağı birdenbire altından bir fayton oluvermiş. “Şimdi de altı fare…” Külkedisi altı fare bulup getirmiş, peri annesi onları hemen ata dönüştürmüş.

“Bir sıçan…” Onu da arabacı yapmış. “Ve altı kertenkele…” Onları da faytonun arkasında koşacak altı uşağa çevirivermiş. Nihayet Külkedisi’ne gelmiş sıra. Peri değneğiyle bir dokununca Külkedisi’nin yırtık, pırtık giysileri nefesleri kesecek harika bir elbiseye dönmüşmüş. Ayaklarında bir çift camdan ayakkabı pırıl pırıl parlıyormuş. “Bir şey var yalnız,” demiş Peri. “Gece yarısına kadar eve dönmelisin. Saat on ikide elbisen tekrar eski giysilerine, faytonun balkabağına, atların fareye dönüşecek. Prens’in bunu görmesini istemezsin herhalde? Şimdi git, dilediğince eğlen.” O gece Külkedisi balonun yıldızı olmuş. Baloya katılan hanımlar (özellikle de iki üvey kız kardeşi) onun elbisesini çok beğenmişler ve terzisinin adını öğrenmek için ona yalvarmışlar. Beyefendilerin hepsi onunla dans etmek için birbirleriyle yarışmışlar.

Prens ise götür görmez ona âşık olmuş! Ve o andan sonra hiç kimseye bu kızla dans etmek için izin verilmemiş. Saatler saatleri, dakikalar dakikaları kovalamış ve Külkedisi saat tam on ikiyi vuracağı sırada evde olması gerektiğini hatırlamış. “Gitme!” diye seslenmiş Prens arkasından, ama Külkedisi bir an bile durmadan koşup oradan uzaklaşmış. Sokağa çaktığında elbisesi tekrar eski elbiselerine dönüşmüş. Geriye kala kala camdan ayakkabıların bir teki kalmış. Diğer tekini nerede kaybettiğini bilmiyormuş. O gece Külkedisi uyuyana kadar ağlamış. Hayatının bir daha asla o geceki kadar harika olamayacağını düşünüyormuş. Ama bu doğru değilmiş. Ayakkabının diğer tekini sarayın merdivenlerinde bulmuşlar. Ertesi sabah Prens ev ev dolaşıp ayakkabıyı tek tek bütün genç kızlara denetmiş. “Bu ayakkabının dün gece karşılaştığım güzel sahibini bulamazsam yaşayamam,” demiş.

Derken Külkedisi’nin evine gelmiş. Üvey kardeşleri ayakkabıyı denemişler. Olmamış. Ayaklarına girmemiş bile. Prens çok üzgünmüş, çünkü uğramadığı sadece birkaç ev kalmış. Tam oradan ayrılacakken evin hizmetçisi dikkatini çekmiş. “Hanımefendi,” demiş Prens Külkedisi’ne, “bir de siz deneseniz?” “O mu deneyecek? Ne münasebet!” diye haykırmış üvey kardeşler. Fakat Prens ısrar etmiş. Külkedisi’nin ne kadar güzel bir kız olduğu gözünden kaçmamış. Tabii ayakkabı Külkedisi’nin ayağına kalıp gibi oturmuş. Prens diz çöküp Külkedisi’ne evlenme teklif ederken iki üvey kardeşe de öfke ve kıskançlıkla olanları seyretmek kalmış. Külkedisi Prens’in teklifini tabii ki kabul etmiş.

Bu yazının kalıcı bağlantısı http://ingilizcebook.com/kul-kedisi-masali-cocuklara-masal.html

Nis 01

Kurbağa Prens Masalı Masal Oku

kurbaga-prens-7251-47269

Kurbağa Prens Masalı Masal Oku

Evvel zaman içinde bir prenses varmış. Bu prensesin en sevdiği oyun, altın topuyla sarayın bahçesinde oynamakmış. Bir gün yine altın topunu alarak bahçeye çıkmış. Altın topu “hop hop” diye atıp tutarak oynamaya başlamış. Prenses sarayın bahçesinde bulunan küçük bir gölün kıyısına varmış. Burada oturarak altın topuyla oynamaya devam etmiş. İşte tam bu sırada havaya attığı topunu tutacağı sırada, top ellerinden kayarak yerde yuvarlanmaya başlamış. Prenses yerde yuvarlanan topunun peşinden koşmaya başlamış. Ancak top “cup” diye gölün sularına gömülmüş. Prenses çaresizce gölün kıyısına oturup, başlamış gözyaşı dökmeye, “Benim güzel altın topum, ben seni şimdi nasıl alayım” diyerek ağlıyormuş. Bu sırada bir ses duyulmuş; – Güzel prensesim ne oldu neden ağlıyorsun? Prenses sağa sola bakınmış, ancak sesin nereden geldiğini anlayamamış. Daha dikkatli bakınca sesin, gölün kıyısında durmuş kendisine bakan kurbağadan geldiğini anlamış. Kurbağa, prensese doğru bir iki zıplayıp yaklaşmış ve sorusunu tekrarlamış; – Ne oldu güzel prensesim, neden ağlıyorsunuz? Prenses karşısında konuşan bir kurbağa görünce çok şaşırmış. Şaşkınlığını üzerinden atan prenses kurbağaya: – Bana annemden hediye olan altın topum gölün içerisine yuvarlandı. Herhalde topum şimdi gölün dibindedir. O top benim için dünyadaki birçok şeyden daha değerlidir, diye üzülmüş. Kurbağa, prensesin ayaklarının dibine gelerek: – Güzel prensesim, size topunuzu geri getiririm, ancak benimde karşılığında sizden bir dileğim olacak, demiş. Prenses, kurbağanın dileğini sorunca çirkin kurbağa cevap vermiş; – Sizin yanınızda sarayda yaşamak istiyorum. Prenses kurbağanın dileğini kabul etmiş. Kurbağa bunun üzerine suya dalıp gözden kaybolmuş. Az sonra ağzında altın bir topla suyun üzerinde belirmiş. Topuna yeniden kavuşan prenses sevinç içerisinde sarayın yolunu tutmuş. Prensesin uzaklaştığını gören kurbağa arkasından seslenmiş; – Güzel prensesim, hani yanınızda sarayda yaşayacaktım! Oysa siz beni burada unuttunuz, deyince prenses uzaktan gülerek seslenmiş; – Senin gibi çirkin bir kurbağa benim gibi güzel bir prensesin yanında yaşamaya lâyık değildir, demiş ve sarayın kapısından içeriye girmiş. Akşam olunca sarayda kral, kraliçe ve prenses yemek masasına oturmuşlar. Tam yemeği yiyecekleri sırada odanın kapısı vurulmuş. İçeriye giren hizmetçi saraya bir kurbağanın geldiğini prensesin davetlisi olduğunu, içeriye girmek için izin istediğini söyleyince, kral şaşırmış ve meraklı meraklı kızına bakmış. Kızı da o sabah gölün kıyısında olanları anlatmış. Bunun üzerine kral kızına; – Eğer kurbağaya topunu kurtardığı için bir söz vermişsen bunu yerine getirmelisin, diyerek kurbağanın içeri davet edilmesini istemiş. Az sonra kapı açılmış, küçük bir kurbağa zıplaya zıplaya gelip yemek masasının yanında durmuş. “Herkese iyi akşamlar!” diyerek bir sıçrayışta prensesin tabağının yanına konmuş. Kral da kurbağaya “İyi akşamlar!” diyerek kurbağa için de bir yemek tabağı istemiş. Bunun üzerine kurbağa “Benim için tabak getirmelerine gerek yok, ben prensesin tabağından yerim” diyerek başlamış yemekleri yemeye. Prenses kurbağaya çok sinirlenmiş ama “Nasıl olsa yemekten sonra çıkar gider” diye düşünerek sesini çıkartmamış. Ne var ki, kurbağa yemekten sonra gitmemiş. Uykusu geldiği için prensesin yatağında yatmak istediğini söylemiş. Babasından çekinen prenses çaresiz bunu da kabul etmiş. Kurbağa, prensesin yatağına zıplayarak, yumuşak yastığına bir güzel uzanmış. Sinirini belli etmeyen prenses de kurbağanın yanına yatıp uyumuş. Sabah olduğunda kurbağa, prensesi uyandırmış. – Kalkın güzel prensesim, sizden bir isteğim daha var. Bunu da yerine getirirseniz saraydan gideceğim, diyerek prensesin burnunun ucuna kadar yaklaşmış. Prenses, kurbağanın gideceğini duyunca sevinmiş, ama bunu belli etmeden sormuş: – Söyle bakalım bu sefer ne isteyeceksin? Kurbağa, prensesin gözlerinin içine bakarak; – Beni öpmenizi istiyorum prensesim, deyince prenses “imkansız!” diye bağırmaktan kendini alamamış. Kurbağa ise gülümseyerek kendisine bakmaktaymış. Prenses “Aman canım ne olacak bir kerecik öpüversem. Nasıl olsa bundan sonra bir daha bu sevimsiz kurbağayı görmeyeceğim” diye düşünerek, kurbağanın suratına bir öpücük kondurmuş. Prenses, kurbağayı öper öpmez ortalığı beyaz bir ışık kaplamış. Işık, prensesin gözlerini aldığından etrafını göremiyormuş. Az sonra ışık kaybolmuş. Fakat az önce kurbağanın bulunduğu yerde yakışıklı mı yakışıklı bir genç duruyormuş. Prenses gördükleri karşısında, şaşkınlık içinde kalmış. Bir süre sonra şaşkınlığını üzerinden atan prenses konuşmaya başlamış: – Siz de kimsiniz, burada duran kurbağaya ne oldu? Yakışıklı genç, prensese cevap vermiş. – Güzel prensesim, ben uzak bir ülkenin prensiyim. Beni, kötü kalpli bir cadı, büyü yapıp kurbağa şekline soktu. Büyünün bozulması için, bir prensesin yanında bir gece geçirip prensese kendimi öptürmem gerekiyordu. Sizin sayenizde sonsuza kadar kurbağa olarak kalmaktan kurtuldum. Lütfen prensesim benimle evlenip ülkeme gelmek ister misiniz? Prenses, prensin teklifini kabul etmiş. Annesi ile babasından da izin aldıktan sonra dillere destan bir düğün yapılmış. Prenses yeni ülkesine doğru mutluluk içerisinde yola çıkmış.

Bu yazının kalıcı bağlantısı http://ingilizcebook.com/kurbaga-prens-masali-masal-oku.html

Bu yazının kalıcı bağlantısı http://ingilizcebook.com/uc-silahsorler-ingilizce-kisa-kitap-ozeti.html

Nis 01

Sineklerin Tanrısı İngilizce Kısa Kitap Özeti

 

imageslo

Sineklerin Tanrısı İngilizce Kısa Kitap Özeti

Lord of the Flies    
SettingThe novel Lord of the Flies is set on a deserted island somewhere in the tropics. The events of the story occur during a fictional war.

Lord of the Flies opens with a plane full of British schoolboys crashing on a deserted tropical island. With no adults surviving the crash, the boys are left to themselves to try to stay alive. Immediately a sort of informal society springs up with the election of a leader and the setting down of formal objectives and rules. Initially, rescue is foremost on the collective mind, but it is not long before a power struggle ensues with Jack attempting to sway the boys to his camp. Possessing different goals and vastly different sets of ethics, the boys divide into two tribes. Eventually, Ralph’s side of reason and rationality gives way to Jack’s tribe of hunters, and the boys sink deeper and deeper into a life of violent savagery.

Main Characters

Ralph: a twelve year old boy who, at the outset of the boys’ ordeal is elected leader of the group. Ralph represents the rational and the civilized side of humanity.
Piggy: an overweight and unpopular boy who, because of his intellect and reason, becomes Ralph’s right hand man. Despite his intelligence, Piggy is frequently the object of scorn and teasing by the other boys who consider him a misfit in glasses.
Jack: another of the older boys among the group. Jack is already the leader of the choir and takes his power seriously. Envious of Ralph’s election, Jack becomes Ralph’s rival eventually wresting control completely away. Jack represents the animal nature in all of us which, unchecked by the rules of society, quickly degenerates into savagery.
Simon: one of the older boys in the group. Simon is calm and peaceful. He acts as a natural foil to Jack.

Bu yazının kalıcı bağlantısı http://ingilizcebook.com/sineklerin-tanrisi-ingilizce-kisa-kitap-ozeti.html

Nis 01

İngilizce Fıkralar İNGİLİZCE FIKRALAR

İngilizce Fıkralar İNGİLİZCE FIKRALAR

 Gorilla in the Tree Ağaçtaki Goril

A man walked into his backyard one morning and found there was a gorilla in a tree. He called a gorilla-removal service, and soon a serviceman arrived with a stick, a Chihuahua, a pair of handcuffs and a shotgun.

“Now listen carefully,” he told the homeowner, “I’m going to climb the tree and poke the gorilla with this stick until he falls to the ground. The trained Chihuahua will then go right for his, uh, sensitive area, and when the gorilla instinctivly crosses his hands in front to protect himself, you slap the handcuffs on”

“Ok, got it.” the homeowner replied. “But whats that shotgun for?”

“If I fall out of the tree before the gorilla,” the man said, “shoot the Chihuahua.”

***

Çocuğun Duası- The Child’s Prayer

One night, a father passed by his son’s room and heard his son praying:

“God bless Mommy, Daddy, and Grandma.ta ta, Grandpa.”

The father didn’t quite know what this meant, but was glad his son was praying.

The next morning, they found Grandpa dead on the floor of a heart attack.

The father reassured himself that it was just a coincidence, but was still a bit spooked.

The next night, he heard his son praying again: “God bless Mommy and Daddy. Ta ta, Grandma.”

The father was worried, but decided to wait until morning.

Sure enough, the next morning Grandma was on the floor, dead of a heart attack.

Really scared now, the father decided to wait outside his son’s door the next night.

And sure enough, the boy started to pray: “God bless Mommy. Ta ta, Daddy.”

Now the father was crapping his pants.

He stayed up all night, and went to the doctor’s early the next day to make sure his health was fine.

When he finally came home, his wife was waiting on theporch.

She said, “Thank God you’re here — we could really use your help! We found themilkmandead on our porch this morning!”

***

Two boys in the hospital-Hastanede İki Çocuk

Two little boys are in a hospital and are lying next to each other. The first boy leans over and asks, “What are you in here for?”

The second replies, “I’m in here to get mytonsilsout and I’m a little nervous”.

The first boy says, “You’ve got nothing to worry about. I had that done to me once. They put you to sleep and when you wake up they give you lots of jello and ice cream. It’sa piece of cake!”

The second boy then asks, “What are you in here for?”

The first boy replies, “Well, I’m here for acircumcision”.

The second says, “Whoa! I had that done when I was born.

I couldn’t walk for a year!!!”

***

Mother-in-law- Kaynana

A man, his wife, and his mother-in-law went on vacation to the Holy Land.

While they were there, the mother-in-lawpassed away.

Theundertakertold them, “You can have her shipped home for $5,000, or you can bury her here in the Holy Land for $150″ .

The man thought about it and told him he would just have her shipped home.

The undertaker asked, “Why would you spend $5,000 to ship your mother-in-law home, when it would be wonderful to be buried here and spend only $150?”

The man replied, “A man died here 2000 years ago, was buried here, and three days later he rose from the dead. I just can’t take that chance.”

***

Hırsız ve Papağan- The Burglar and the Parrot

A burglar got into a house one holiday night. Shining his flashlight on the floor in the dark, he heard a voice say, “Jesus is watching you.”

He looked around nervously, shook his head, and kept looking for valuables.

He heard again, “”Jesus is watching you.” This time he shone his light all over, and it rested on a parrot.

He asked, “Did you say that?”

The parrot admitted that he had. “I’m just trying to warn you, is all.”

The burglar sad, “Warn me, huh? A parrot? Who are you? What’s your name?”

“Moses.”

“Well, what kind of stupid people would name a parrot Moses?”

The bird answered, “I don’t know; I guess the same folks who would name a Rottweiler ‘Jesus’” …

***

Uçakta Sorun Var- The Plane with a little Problem

Fifteen minutes into the flight from Kansas City to Toronto, the captain announced, “Ladies and gentlemen, one of our engines has failed. There is nothing to worry about. Our flight will take an hour longer than scheduled, but we still have three engines left.”

Thirty minutes later the captain announced, “One more engine has failed and the flight will take an additional two hours. But don’t worry … we can fly just fine on two engines.”

An hour later the captain announced, “One more engine has failed and our arrival will be delayed another three hours. But don’t worry … we still have one engine left.”

A young child passenger turned to his mother in the next seat and remarked, “If we lose one more engine, we’ll be up here all day!”

***

Evdeki Fare- The Mouse in The House

  • A: I’m in a big trouble!
  • B: Why is that? A: I saw a mouse in my house
  • B: Oh, well, all you need to do is use a trap.
  • A: I don’t have one.
  • B: Well then, buy one.
  • A: Can’t afford one.
  • B: I can give you mine if you want.
  • A: That sounds good.
  • B: All you need to do is just use some cheese in order to make the mouse come to the trap.
  • A: I don’t have any cheese.
  • B: Okay then, take a piece of bread and put a bit of oil in it and put it in the trap.
  • A: I don’t have oil.
  • B: Well, then put only a small piece of bread.
  • A: I don’t have bread.
  • B: Then what is the mouse doing at your house?!

 

 

Bu yazının kalıcı bağlantısı http://ingilizcebook.com/ingilizce-fikralar-gorilla-in-the-tree-agactaki-goril.html

Mar 31

İngilizce 10 Sınıf Student’s Book Cevapları

İngilizce 10 Sınıf Student’s Book Cevapları

SAYFA
21;

A;

1-B
2-A
3-D
4-E
5-F
6-C

D;

1- D

2- A

3- B

4- C

E;

1-The saymours have got animals.
2-Ms Dean has got 16 cats
and dogs.
3-Mr Taylor hasn’t got a tracksuit.
4-Mr
Young has got a sofa on the ..
5-Clara has got crazy
neighbours.

F;

1-Mr Young :
34,crazy,roof (favourite place)
2-Clara: new hours,
street

3-Mr Taylor: fifty-two.

Student’s Book
Sayfa
23;

A:

1-C
2-B
3-D
4-A

C:

1-Hi

2-pets

3-fine

4-monkey

5-come

6-see

D:

1.Who’s
the phone call from? : It’s from Linda.

2.Who’s the phone call to? : It’s
my toothache.

3.Have the parrots got the flu? : Yes, they
have.

4.Who has got a sore throat? : Monkey has got a sore
throat.

5.What’s wrong with Linda’s snake? : Snake has got toothache.

Sayfa 24 Studen’s Book;

1.Soru: a
2.Soru:
b
3.Soru: b
4.Soru a

Student’s Book;
Sayfa 24:
1-A
2-B
3-B
4-A
5-B
6-A
7-A
8-B
Sayfa 26;
A;
1-open your books!
2-Don’t eat anythink in the class!
3-work in pairs!
4-Don’ t late!
5-Do the activity A!
6-Don ‘t bring mobiles into the class!
C;
1-art
2-history
3-geography
4-P.E (physical education)
5-
6-computer
7-french
8-musics
9-maths
10-english
D;
1-Music
2-Art
3-Literature
4-Physical education
5-Geography
6-Maths
Sayfa 27;
B=1.twenty-five past two
C=2.twenty-five to one
A=3.half past nine

Sayfa 28;
A:
DAYS:
Sunday
Monday
Tuesday
Wednesday
Thursday
Friday
Saturday
C:
Time: at half past- from nine to 11 Favourite day: on monday Friday

Sayfa 29;
C;
1- a notebook
2-a calculator
3- two candies
4- two keys
5- two apples
6- a mobile phone
7- a packet of tissues
8- coloured pens and pencils
9- wallet
10- diary
11- a banana

Sayfa 28 A bölümü 2;

MONTHS:

1-January

2-February

3-March

4-April

5-May

6-June

7-July

8-August

9-September

10-October

11-Noverber

12-December

kırmızıyla yazılanları kitaptaki boşluk
doldurmaya yazacaksınız

Sayfa
29;

E:
B: 1-Smart
board

D: 2-Internet connection

F: 3-DVD player

A: 4-Data
projector

C: 5-Tablet PC

E: 6-Lap Top

Bu yazının kalıcı bağlantısı http://ingilizcebook.com/ingilizce-10-sinif-students-book-cevaplari.html

Eski yazılar «

» Yeni yazılar

Image Hosted by ImageShack.us CENGİZ DAMAR'IN YENİ KİTABI ÇIKTI KİTAPÇILARDA